23.12.13

Sümüklü Leah geldi hanım

Yazmayalı ay geçmiş, mevsim geçmiş yıl geçmiş yavru kartallarım. Galatasaraylıyım ama neden böyle dedim bilmiyorum. Bu aralar sevgi sözcüklerinde çığır açtım, yeri göğü inlettim. Neyse, yazmayalı uzun zaman oldu. Ama yazacak bir şey gerçekten yoktu. Hala yok. Şu an iş olsun diye yazıyorum diyebiliriz. Yani ne yazıcam allah aşkına. İt gibi çalışıyorum, eve geldiğimde 10 oluyor. Duş alıyorum, oje sürüyorum, yatıyorum. Sabah yastık izli ojelerime merhaba diyorum. Polar sabahlığımın tadını çıkaramadan jet hızıyla giyiniyorum ve akşam oluyor.

Günler birbirini deli gibi kovalıyor. Yakında torunlarımı görürüm diye korkuyorum çünkü zaman su gibi akıp geçiyor. Bir bakıyorum pazar sendromundayım pazartesi olucak diye, bir bakıyorum cuma günündeyim thanks god its friday şeklinde akşamı bekliyorum. Cuma akşamlarımız mütemadiyen Taksim'de geçiyor. Ben Taksim'den nefret ederken Taksim'in yolunu her türlü yürütüyor arkadaşlarım bana. Hayat onlarla aşırı güzel olduğu için sesimi çıkarmıyorum.

Bir şey diyim mi delicesine çalışıyorken arkadaşlarımın olmamasını ciddi anlamda düşünemiyorum. Hadi bak sevgilimin olmamasını deliler gibi kanıksadım artık. Saat 9:00'da 10:00'da gelmişim evime, kendimle baş başa kalayım şu gudubet iç sesimi dinleyeyim diye kuduruyorum bi de adamı mı çekicem? Tamam bak çekerim ama bir çekerim, iki çekerim üçüncüsünde bi cinnet her şeyi çözer kafasıyla adama Bakırköy'ün yollarını tuttururum. Şu kariyer yollarında ilk seneler hep böyle acılı mıdır bilmiyorum ama dişimi accayip sıkıyorum. Hani sonunda iyi bir şeyler göremezsem yakıcam şirketimin dünya üzerindeki tüm genel müdürlüklerini. Ama arkadaşlar iyi ya, arkadaşlar tatlı.

Bakın size ne anlatıcam bi de. Geçen gün yine Taksim'deyiz. Asker arkadaşım gelmiş tee uzaklardan. Çocuk böyle bildiğin hayatı boyunca asker stili takılıcak olan kişilerden. Gelmiş işte çocuk yedirdik, içirdik, o mekan senin, bu mekan benim gezdirdik. Neyse o mekanların ilkindeyken ben bi tweet attım "Yine dönüp dolaşıp geldiğin yer Taksim işte" diye. Sonra ağzını yüzünü yidiğimin Miası ben de taksimdeyim dedi. Nerdesin dedim, Nevizade'de dedi. Dedim ben de ordayım. Hangi mekandasın muhabbeti çevirdik ve tesadüfen yan yana mekanlarda çıktık. Görüşmeyi ayarlamamız 4 tweetimizi, 5 dakikamızı aldı. Bi baktım barın orda Mia var. Boynuma sarılıverdi hemen. Ben elimde sümüklü mendilimlen suratımda memenet yokken yani aşırı hazırlıksızken yakalanıverdim hatuna. Dedim çok hastayım ben. Dedi ben de hastayım. Ama görmeniz lazım kızın suratı porselen gibi. Benim gözlerim bi ton şiş, kızın gözlerinde smokey göz makyajı falan var. Ben de hastayken böyle görüneyim dedim. Ben hastayken Kibariye'nin annesi stili takılıyorum. Zaten hayatımdaki makyaj ruj terk olduğu için hiçbir numaram yok.Yanarım yanarım paçozluğuma yanarım. Bu arada Mia beni şikayet edicek size. Ben şimdiden söyliyim 38 bedenim. Göbekliyim ve gıdılıyım. Onun dışında 10 üzerinden 8'im. Nihahahaha!


Arayı haddinden fazla açıp kar botu alacağına güneş gözlüğü alan gerizekalı Leah bildirdi.
Hepinizi seviyore.


30.10.13

Beyaz yakalılar gece alemlerine akarsa

Sevgili güz gülleri, bahar tomurcukları. Nasılsınız? Ben yetişkin bir Liya olarak çok iyiyim. Kronik gribimin dışında ve her daim şiş bademciklerim dışında hiçbir rahatsızlığım yok çok şükür. İş yerinde 3. ayımı doldurdum, artık eskisi kadar hayvani yoğunlukta da çalışmıyorum. İnsani vakitlerde islami usullerle çıkıyorum işten. Yine o günlerden birinde ve günlerden cuma olan bir günde iş yerindeki arkadaşlarımla dışarı çıktım, Taksim'e gittim.

Kadromuzla 3-5-2 olarak oyuna çıktık demek isterdim ama 5 kişiydik. 3 kız 2 erkek. Üzerimizde kalem etekler, kumaş pantolonlar, gömlekler, takım elbiseler falan. Tanrı free fridayi olmayan şirketimizi asla affetmiycek zaten. Neyse. Ben 15 cm topukluyla Taksim'e gitmek gibi bir delilik yapmadım, efendi gibi giydim babetlerimi, göklerden yerlere indim. Basınç farkı oluyomuş yemin ederim. İlk önce bir mekanda birtakım shotları yuvarladıktan sonra bir djcağzımızın canlı ve heyecanlı çaldığı bir mekana birtakım paralar bayılmak suretiyle girdik.

Ben kendimi nasıl kötü hissediyorum ama. Bildiğin üzerimde kalem etek, şifon bluz ikilisi var, saçlarım at kuyruğu falan. Kepaze bildiğin. Ama allahtan karanlık ve göt göte yersiz bir ortam var. Herkes bir relax, bir konuşma çabası içinde. Biz birdenbire kızlar ve erkekler olarak ayrılmışız haberimiz bile olmadan. Ama kızlar ben gibi öküz değil. Ben domuz gibi duruyorum böyle. Yağız delikanlının biri götüm götüm geliyor naber nasılsın falan yapıyor. Bizim kızlar söylüyor. Ben hala domuz gibi "İKcıyım" falan diyorum. Ama lanet olsun ki en çok laf yaptıran meslek benimki olduğu için "İKlardan nefret ediyorum" söylemleri duyuyorum, benim üstüme oynuyorlar sık sık. Bir de domuz olup tüm söylenenlere terso yaptığımı düşünün. Ama işte kaçan kovalanır mantığı Taksim gecelerinde oldukça rastladığımız bir hadise olduğundan pek düşünceli erkek kısımları bize içki ısmarladı durdu o gece. İçtik biz de napalım. Sonra bi daha da görmedik onları.

Bir ara görüş alanımıza böyle ekstrem çıtırlıkta ve türk olamıcak kadar denişik kemik yapısına sahip bi takım sarışınvari kızlarımız girdiler. Böyle bizle dans falan etmeye başladılar. Tabi onlar gelince arkalarından yurdum gençlerini de çevremize taşıdılar. Kızlara artık sorma ihtiyacı duydum yani bu tipleri tanıyonuz mu diye ama önce kızlarla hangi dili konuşcağımızı şaapmak için söze "Where are you from?" gibi basic bir İngilizce cümleyle girdim. Kız Turkey diyince kıza "Hadi caaaaaanım" yaptım. Türklermiş ve utanmadan 1996 yılında doğmuşlar. 1996 yılında doğan insanlar benim gözümde hala playdoh oyun hamuruyla oynuyor lan kardeşimden bile küçük çünkü. Neyse kendimi "Annenizin babanızın haberi var mı burda olduğunuzdan" sorusunu sormamak için ekstrem derecede zor tuttum. Hatta arkadaşlarımdan biri "Biri canınızı sıkarsa bize söyleyin teyzeniz sayılırız biz sizin" falan yaptı. İnsanlar 96 doğumlu olup clupta falan takılıyorlar inanabilemiyorum allam dünya olarak nereye gidiyoruz

Sonra olayın biraz daha felsefi boyutunu düşünmeye başladı tabi kahramanınız. Buı nasıl hayat, burdan insanlar birbirleriyle nası çıkıyolar, hadi one night standi anlıyorum ama burdan bir ilişki gerçekten doğamaz, ama aslında bu insanlar böyle bi ortam yerine dışarda bi yerde tanışsalar belki bi ilişki doğabilir ama yine de allahın işine karışılmaz ya da aşk insanın başına her yerde gelebilir, gayler neden bu kadar yakışıklı allah onları kahretmesin gibi düşünceler içine girdi.

Sonra zaten aşırı yoruldum. Dedim bizimkilere gidelim de gidelim gidelim de gidelim. Ama sevmiyorum böyle hoppidi hoppidi ama eğlendim gene de. Sıkıysa eğlenme yani işten 6da çıktığımızı düşün, gece 4tü eve girdiğimde. Eğlenmeyip naapcam lan. Bazı insanların yaşam tarzı bu, bi kerecik ben de çıktım ben de eğlendim bekar bekar. Güzeldi güzeldi. Yalnız bunu her hafta yapan insanlar ayın sonunu nasıl getiriyorlar bilemiyorum. Bu arada ayın sonunu ben de getiremedim.Kurbandı, babaya laptoptu, arkadaşa küçük altındı falan derken allahın cezası Ekim bir türlü bitemedi. Bak hala bitmiyor utanmaz arlanmaz. Kasım'ı büyük bir hasretle bekliyorum, belki içinden güzel bir şeyler çıkar bana diye.

Taksim gecelerine kalem eteğiyle ve domuz kimliğiyle damga vuran Liya bildirdi,
Hepinize öpücükler,



6.10.13

Bu mevsimde eğleniyor muyuz gençler?

Sevgili trenchcoat sahibi tatlışlar, acınızı paylaşıyor Mikail'e teesüflerimi iletiyorum. Sonbahar denen mevsim çok yaramazlık yapmış, kazana düşmüş, sen oynama demişler ona. Kış denen mevsim en birinci ben olcam demiş, o gelmiş şimdi. Yani utanmadan gelmiş. Hiç sormamış yeni sezon nasıl, yeterli mi, bu kadınlar mutlu olur mu, güzel güzel giyinirler mi diye. Utanmaz arlanmaz ya. Külotlu çoraplarımdan minare kurdum evde, tepesine çıkıcam boğucam kışı. Hiç sevmiyorum ya. Üf.

Yeni sezonda hiçbir şey bulamadım zaten. O lanet olasıca şifonları yaz,kış demeden kaktırıyorlar. Ulan üşüyoruz lan üşüyoruz. Hadi ofiste bi şekilde yazlık moda geçiyoruz her türlü de, dışarıda sıçtın mavisi tarzı renkler görüyoruz. Hayır hadi şifon yaptın her şeyi, bari güzel yap lan. O ne öyle annemin toz bezleri gibi yamık yumuk. Zaten mont alıcam, bulamadım bi tane adam gibisini. Bulduklarım asgari ücret formuna girmişler yazık günah demeden kendilerini sattırmaya uğraşıyorlar. İçinden pofuduk pofuduk tüy dökülüyor lanet olasıcaların. Gidicem alıcam adidas'ın montunu en son o olucak. Hiç hanım hanım olamıyorum bunlar yüzünden. Oysa ki Liya Hanım demeye başlamışlardı bana. İşte bunlar hep kışın işi. Pis kış.

Blogumun sağ tarafları, aşağı taraflarına inerseniz kim kimdirde eklenmiş bir kelime göreceksiniz. Geçen sefer ayrıldığımızda niye yapmadın diyordunuz. O zaman içimden atamamışım, elim gitmemiş meğerse. Şimdi attım nasıl domuz gibiyim nasıl böyle. Boğalığım tuttu, sildim mi tam silerim kafası yaşıyorum. Anılarımız bile aklıma gelmiyor. Yok gibi sanki. Artık nasıl tahammül sınırlarımın sonuna gelmişsem.

Yalnız şu şekil bir ilişkiden (bkz: 5 sene) çıkmış bir bünye (bkz: 24 yaşında) evde kalıcakmış gibi hissediyor. Evde kalmayı geçtim de hayatında kimse olmayacakmış gibi hissediyor. Bu his çok lanet bir his yalnız. Hani okullarda vardır ya bekar kadın hocalar 50 yaşında falan. Kendimi öyle olucakmış gibi hissediyorum. Sürekli gergin, ne yapsa "bu kadın bekar ya evlense de kurtulsak artık" diyorlar ay imdat düşüncesi bile kötü. Un kurabiyesi gibi tatlış bir insanım, sonum bu olmamalı.

Yöneticim geçen gün tüm ekibin karakteristik özelliklerini söyledi ayak üstü. Disc diye bi envanter var (kariyer.nette görmüşsünüzdür belki). Dört rengi var bu envanterin sarı, kırmızı, yeşil, mavi diye. Envanteri yapmadık ama yöneticimiz bir king olduğu için bizim renklerimizi analiz etti. Benim rengim sarıymış. Gittiğim her yerde kendimi belli edermişim, parlarmışım, insanlarla iletişimim çok iyiymiş, dışa dönükmüşüm falan. Şurda detayları yazıyor hepsinin. Kurcuklayabilirsiniz. Envanteri de alabilirsiniz galibam.Çalışmaya başladığımdan beri insanlarla olan iletişimime ben bile şaşırıyorum aslında. Doğru işi yapıyorum bundan eminim. Bir de normal insanlar gibi vaktinde girip vaktinde çıksak işe evimin kadını çocuklarımın anası olacak kıvama gelicem eminim ki. Artık hayırlısı ya. Evde mi kalıcam yoksam bir sevgilim olucek mi hep beraber görüciğiz. Yalnız ben buraya hiç flört macerası falan yazmadım, yazamadım ha o sıralar single bir lady olmadığım için. Nasıl ilginç olur hahahah. Gerçekten bu taraklarda bezim olduğunda en son lisedeydim. Elime yüzüme bulaştırıcam her şeyi acemiliğimle gibi hissediyorum.

Bu arada memlekete gidiyorum bayramda. Yurt ve dünya bekar oluşumu duymuştur artık. Teyzeler daha bir alıcı gözüyle inceler. Allahtan öğretmen değilim, 1-0 yenik başlıyorum. Bir de sert bakışlarımı takındım mı tamamdır bu bayramı da sağ salim atlatırız evel allah.


Not: İstanbullular kombileri açtınız mı bu arada? Yorgan içinde heder olmaktayım da.

Trenchcoatunu 2 gün giyen ve dolaba geri kaldıran Liya bildirdi,
Öpücükler,

26.9.13

Tüm heybetimle geri geldim.


Duydum ki beni beklermişsiniz, Liya gelse de bize bıcır bıcır konuşsa gitse dermişsiniz minik kuşlarım, tatlı su balıklarım. Baktım gördüm ki yazı yazmayalı 1 ayı geçmiş, hayatımda deli gelişmeler olmuş ve ben size yazmamışım. Ayıpladım kendimi ama bi an, sonra geçti zaten. Kendimi ayıplayamıyorum ben, her kararımın arkasında duruyorum. Yapmışsam bi bildiğim vardır diyorum, kendime yüklenmiyorum.

İşe başlayalı 2 ay olmak üzere. Bu 2 ayda çok şey öğrendim, çok şey kazandım, çok mutlu oldum, çok mutsuz oldum, çok stres oldum, sporda 1 senede veremediğim kiloları 1,5 ay kadar kısa sürede verdim, kendime baktım, kendime güvenim bomba gibi geldi, daha çok gülümsedim, daha çok detaya takıldım, daha çok iletişim kurdum insanlarla, daha çok hakaniyetli olmaya çalıştım, daha çok gördüm çalışmanın sorumluluk almanın ne demek olduğunu, daha çok çevremi genişlettim, daha çok şükrettim, daha çok öğrendim boşvermeyi, daha çok öğrendim hasiktir şimdi sıçtık demeyi.

Tabii hayatımda da değişiklikler olmadı değil. Yumuş askerden geldi, o askerden geldikten 4 gün sonra ayrıldık. Acısız, sancısız, ağrısız. Bıçak gibi falan hatta. Daha da Yumuş yok. Kafam inanılmaz rahat. Bi ilişki için yapabildiğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve olmuyorsa senin de rahat olsun arkadaşım. Daha da Davos'a gelmem.

O değil de gerçekten spor salonuna tonla para döküp de 250 gram bile veremediğime accayip yanıyorum. Ulan 1,5 ayda 4 kilo ne demek? Göbeğimin 4'te 3'ü gitti. Kalem etekler artık daha çok yakışıyor, saçlarım artık daha bir ahenkle dans ediyor. Şaka şaka. Saçlarım aynı dandirik haline devam ediyor kızlar. Ona bi çözüm bulmamız lazım. İKcı kimliğime yakışmıyor.

Bu arada dilimin pabuç gibi olduğunun farkındaydım da bu derece farkında değildim. Böyle tatlı tatlı, bıçkın bıçkın lafımı her türlü kıdemden her türlü kadrodan insana sokuyorum yeri geldiğinde. Bu belki iyi bir şey ama son zamanlarda sivri yanlarımı çok fark etmeye başladım. Ki çok değiştirmiş, törpülemiştim çıkıntılarımı. Mesela son zamanlarda yöneticim de dedi alçakgönüllü değilsin hiç diye. Aslında bu kadar mütevazi olup da bu kadar da alçakgönüllü olamama olayı çok ilginç. Neyse ya yuvarlanıcam gidicem bi şekilde.

Son zamanlarda hayatım iş oldu. Onun dışında hiçbir aksiyonum yok. Ne tweet okuyabiliyorum ne blog ne haber. Evi otel gibi kullanıyor, maaşımdan beş kuruş harcayamıyorum ama yine de accayip mutluyum, huzurluyum. Yaşamak bu olmasa da hep şükür bin şükür. Umarım siz de iyisiniz beş karbonlu riboz şekerler.

Not: Öğrenciyken de hayat az buz kral değilmiş hani. Değerini bilmekte olanlar bilmeye devam etsin, bitirenler derdine yansın, yanalım.


24.8.13

Kronik Leyla oldum ben.

Sevgili kınalı yapıncaklarım, dalları bastı kirazlarım; son zamanlarda öyle bir çalışmaya başladım, kendimi öyle bir deryanın içinde buldum ki kelimelerle ifade edebilemem. Gıcır gıcır yepisyeni bir kadronun taze mezunu olmak profesyonel stajyerliği olan beni bile hönkletti. Bu biraz da eksik çalışanla çalışmamızdan ve işi bilmiyor olmamızdan ileri geldi tabii. Çok yakın zamanda düzenimizi oturtmak suretiyle düz insan gibi çalışmaya başlayacağız. Düz insanlık en sevdiğim zaten.

Free fridayi olmayan bir şirkette çalışmaya başlayınca etek, elbise ve malum zamanlarda (ki kadınlar beni bu noktada çok iyi anlayacaklardır tatlışlarım benim, erkeklerin aklına hemen başka bi şey gelir belki de) pantolon giymek beni derinden yaralıyor, zira evdeki kotlarımdan minare kurmak üzereydim ben. Beni en çok yaralayan şey ise dışarıyla içerisi arasındaki iklim farkı çocuklar. Şirketin içi öyle bir klimalı, öyle bir soğuk, öyle bir dondurucu etkisine sahip ki pırasa gibi kat kat giyindiğimiz halde donmaktan öteye geçtik bi takım kronik hastalıklar bünyemizde peydah olmaya başladı.

Geçtiğimiz hafta sonu erkek arkadaşımın ailesiyle Şile'ye gittim. Gidiş yolunda bademciklerim balonun şiştiği gibi şişti ve küçük dilime yapışmak suretiyle beni insanlıktan çıkardı. Dışarıdan sapasağlam görünüp de her yutkunuşumda boğazıma kılıçlar, pıçaklar (bunu bilerek dedim bak) saplanması ve ilaçlardan dolayı apayrı bir boyutta Liya yerine Leyla oluşum beni benden aldı. Düşünsene yatılı misafir olmuşum, giderken nöbetçi eczane aratmışım, bi halta yaramıyorum, sürekli uyuma isteği tüm içerimi kaplıyor falan. Allaam. Sürekli 'kızım iyi misin' diye soruyolla, iyiyim diyorum ama yemek falan yiyemiyorum, bademcikler resmen yemek borumun önünü kesmiş, kumpas kurmuş. Zaten artık devir de değişti, kaynanalar, görümceler gelinlerini hamamda görürlerdi beni denizde gördüler. Ona ayrı bir gülüştük zaten.

Neyse. Ben işe gittiğim gibi doktora gittim. İş yeri hekimimiz şoka girdi 'Kızım naaptın sen kendine' oldu. Hatta bölüm tanıtımları sunumunda adam resmen beni case konusu yaptı. Dayanamasaydım penisilini kaba etime yiyordum az kalmıştı. Pazartesinin öğleden sonrasından itibaren ben bi iyi oldum. Artık o yağlı iğnenin korkusundan mı diyim yoksa duyduğum dehşetengiz bademcik operasyonlarından mı diyim ne diyim bilemiyorum.

Gün oldu cuma, yani dün. Ben pestilim çıkmış halde eve gelip ayranımı içtikten sonra saat 21:30 gibi viski çarpmışçasına hayata gözlerimi kapadım. Yaklaşık 12 saat sonra bir açtım bademciklerim gene bağımsızlığını ilan etmiş sıcak denizlere inme derdinde. Kroniğe bağlandı zannediyorum bu boğazlar sorunu. Şu anda yalnızım. Hani bazı insanlar vardır hep bi kaprisli olurlar hastalanınca falan. Ben hiç öyle değilimdir. Efendi gibi yatağıma pısar, efendi gibi dizilerimi izler, efendi gibi sıcak çorbamı yapar sessiz sedasız kendi kendime iyileşirim. (İnşallah) (Ya da annemlere bi kan falan mı akıtın diyim la nazar mı değmiştir sizce bana?)

Yalnız benim olduğum bu zıkkıma beta virüsünden kelli bir şişkinlik mi diyolla yoksa bademciklerimin kellelerinin uçası mı gelmiş bilemedim. İki haftada iki şişkinlik insanın kalbini güp güp ettiriyor. Bendeniz Liya ya da şu an muhtemelen Leyla hemencecik bi yazı patlattım bak hastayken. Çok tatlı bi insan oluveriyorum aslında ben lan. Hiç domuz gibi olmuyorum. Öyle guzu gibiyim bak.

O değil de bu pastiller çok mide bulandırıcı ya.
Liya namı diğer Leyla bildirdi.

10.8.13

El öpenleriniz çok olsun


Sevgili tel kadayıflarım, hepiniz bol harçlıklı, bol huzurlu, çok kalabalık cümbür cemaat bir bayram geçiriyorsunuzdur umarım. Şimdi nerde o eski bayramlar deyip kafa ütülemeyeyim ama bizde anneanneler, babaanneler bu diyardan göçünce bayramlar bayram gibi değil artık. Herkes bi yerlere kaçtı, kimse evinde misafir bile beklemiyor, yazlıklarda bayramlar kutlanır oldu. Ben bile memlekette değilim şu an. Babam yanıma geldi, annemle kardeşim yazlıktalar. Öyle yarım yamalak bir şey olduk, çarpık kentleştik, çarpık bayramlaştık.

Bu yazı sanırım özet gibi bir yazı olacak çünkü bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere çok monoton bir hayata adımımı attım. Sekiz buçuk beş buçuk çalışıyorum. Jet hızıyla bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Algılarım sürekli açık olunca çok efor sarf ediyorum bu yüzden de çok yoruluyorum. Şirket Gayrettepe taraflarında olunca öğle yemeklerine çok para gidiyor. Önceden Multinet'te para biriktirirdim lan ben. Sevgilime bu paralarla Tavacı Recep Usta'da yemek ısmarlamışlığım var yani. Şimdi ay sonunu kredi kartından tırtıklayarak yicem zannımca. Göt göbek aldı başını gitti zaten. Kendimi işe yürüyerek gidip geliyorum sabah sporu oluyor, akşam sporu oluyor diye avutuyorum ama o da yalan oluyor amk. İlk bir hafta gittim geldim yürüyerek ama zabaalan götüm yemiyo yürümeye, biniyorum otobüse. Akşam üstü yürüyüp geliyorum. Bu arada her gördüğüm elbiseyi (ki dizin hemen üstünde biten elbiseleri görmek inanın çok zor) alasım geliyor. O değil de neden çok zor böyle üsturuplu, yolda yürümelik elbise bulmak ya. Valla ağlayasım var.

İş konusunu geçersek tatlı su balıklarım askerlik hemen sıraya girer. Askerliğimizin bitmesine 37 gün kadar kaldı. Başlangıçta hır gür olmadan nasıl gittiyse şimdi de tam tersi. Allahım nasıl didişiyoruz adam çarşı iznine çıkınca belli değil. Sonuç iki taraf için de kırıcı oluyor ve bildiğin yıpranıyoruz. Allaam bitsin artık kafasındayım. Bu kavganın gürültünün askerlik sonlarında artması normal mi bi deyin bakam bana. Yeminle şiddetli geçimsizlik yaşıyoruz ya. Askeri mahkemeye çıkcaz yakında o derece.

Askerlik konusundan kem göz konusuna gelelim beş karbonlu riboz şekerlerim. Siz diyin göze gelmek, ben diyim göte gelmek. Öyle böyle değil. Bitakım insanların işe girmemle beraber atağa geçmelerine inanabilemezsiniz çocuklar. Belki hatırlarsınız ben salya sümük hastayken 'Staj yaptığın şirket sana sağlık sigortası yapıyor mu' diye soran benim de 'Sağlık sigortasını geçtim burnumun sümüğünü bile siliyolar' diye cevap verdiğim bi çocuk vardı sınıftan. Benim bu şirkete girdiğimi duymasının hemen ardından yönetici adayı pozisyonu için mülakata geldi. Bana hiiç haber vermek yok ama. Sanki ebemle görüşecek amk. Sanki olumsuz bi etkim mi olcak dese ki Liya ben geliyorum diye. Demedi de. Benim hiiç de bi şey dememe gerek yok gerçi yönetici direkt olumsuz görmüş çocuğu. .

Bu arada benim Muzo'yu garantinin bitmesine beş kala garantiye yolladım ve eski bilgisayarıma kaldım. Onu 5 yıl kadar nasıl kucağımda taşımışım bilmiyorum. Bildiğin öküz gibi laptop. Kağnı gibi olmasını da saymıyorum. Resmen sabır levelimi geliştirmiş level 45345835 olmuşum.

Bi de saçlarım çok hayvani dökülüyor la.
Kafası kel kalmaya ramak kalan Leah bildirdi,
Bu bayram da beş kuruş harçlık alamadım çocuklar.


27.7.13

Evdeki huzur, mutluluk budur.

Sevgili kızgın kumlardan serin sulara atlayanlar, atlamak üzere olanlar ya da hiç atlamayanlar; hepinize klimalı ortamdan selam ve sevgi getirdim. Yetişkin bir Leah olarak lisans hayatım boyunca 284 gün çalışmışım, sicilime işlemiş. Bırak sicili içerime bile işledi hem okul hem staj kastırmak. Geçen yazımı da 'Ne olacam ben ehi öhü ühü' şeklinde bol soru işaretli yazmıştım. O yazıyı yazdıktan yaklaşık 3 hatta 2 buçuk gün sonra (çünkü yazıyı gece yazmıştım da) görüştüğüm yerlerden bir teklif aldım. Hiç ummuyordum, hiç beklemiyordum açıkçası.

Daha önce de bahsettiğim gibi görüşmelere tam bir Zeyna gibi gidiyor haşin haşin görüşüp geliyordum. Her şeyin cevabını çatır çutur veriyordum. Bu da öyle görüşmelerden biriydi. Hatta yönetici görüştüğüm diğer firmaların ismini istediğinde ve ben söylediğimde 'Hmm görüştüğün yerlerde pek seçici değilsin anlaşılan' dediğinde 'Tabii ki görüşücem ben bir yeni mezunum ve seçeneklerimi görmek, bilmek istiyorum bu benim en doğal hakkım ve tüm bu görüşmeleri de birer deneyim olarak görüyorum ben' demiş lafımı gomuştum. Sonra adam blogumu sormuştu. Ehi ehi gizli işte kem küm yapmış bu küçük sırrımızı güvende tutmuştum. Hatta görüşmenin sonunda işi yabancı dizilere getirip dizi muhabbeti bile yapmıştım. (Yalnız, yazınca ne biçim bi görüşme olmuş lan bu demekten kendimi alamadım)

Teklif vermek için tekrar görüşmeye çağırdıklarında içimde hiç kabul edeceğime dair bir his yoktu. Düşük maaş verirler ya kabul etmem falan diye düşünmüştüm. Ama evime 15 dakika yürüme mesafesinde olduğu için yürüdüm gittim işte. Sonuç olarak kabul edeceğim şartları bana sağladıklarını gördüm ve kabul ettim. Artık işliyim çocuklar. İŞLİ. Darısı herkesin başına.

Yalnız bu işsizliğin bok gibi bir his olduğunu bilenler bilir. Hele ki o ne olucam ben devlet memurluğu mu yapsam özel sektörde mi sürünsem sürüncemesi inanılmaz çılgındır. Ben 8 buçuk 5 buçuk çalışmayı denemeye karar verdim özel sektörde. Tek temennim herkesin de aradığı işi bulması, huzura kavuşması, bol kazançlar elde etmesi, mobbingsiz yaşaması. Umarım benim için de hayırlı olan olur.

Şimdi siz beni böyle ekstrem mutlu, havası yerinde, zil takıp oynayan bir Leah olarak hayal ediyorsanız yanılıyorsunuz sevgili optimist polyannalarım. Evde durumlar hiç iyi değil. Kardeşim hala obsesif kompülsifliğini ağır ağır geçiriyor, annem kafayı yemekte ve mantık dışı davranmakta sınır tanımıyor. İkisi de hayatı bize zindan ediyor babamla. Annem kardeşime hala kul köle. Kardeşim hala tedaviyi reddediyor ki son zamanlarda öfke kontrolü bile yapamıyor o derece çılgın bir durum var. Bu arada hiç çalışmadan bir üniversitenin Edebiyat bölümünü kazandı. Nasıl okuyacak bir fikrim yok zira zekası bile geriledi artık. Annem desen kardeşim yurtta kalsa bile o şehirden ev kiralayıp kirada oturmaya kararlı. Babam sikinde bile değil. Ailenin paramparça olması, kardeşimin 19 yaşında bakkala bile gitmemiş bir ergen olması, kendi ayakları üzerinde duramıyor olması umurunda değil. Nasıl bir kafa yaşıyor anlamak namümkün. Neymiş efendim Aydın'daki üst kattan çok gürültü geliyormuş, bu evde daha fazla yaşayamazmış.

Son zamanlarda o kadar çok sinirlendim o kadar çok karardım ki gerçekten ne iş bulduğuma sevindim ne de başka bir şey. Hissedemiyorum artık hiçbir duyguyu. 2013 yılı tüm ailemi sikti attı. Kardeşimi ayrı bir hastaneye annemi ayrı bir hastaneye kapatmak istiyorum. Alın dicem düzeltin bunları. Bi de bazen Allahım diyorum hiçbir malımız mülkümüz hiçbir şeyimiz olmasın ama evde huzurumuz olsun diye dua ediyorum. Ama duayla olacak işler değil bunlar. Ya da babamın sözünü geçirmesiyle. Ya da bir aile büyüğünün gelip konuşmasıyla falan. İşte böyle boktan durumlar çocuklar. Kendimle ilgili hiçbir sorunumun olmaması her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Hiçbir şey mükemmel değil, her şey eksik. Her evin sorunu var mutlaka, neler neler de duyuyoruz ama bu nasıl bir sınav ben anlamadım. Ne zaman bitecek hiçbir fikrim yok.

Bu arada taa en başından beri ailem konusunda bana destek veren yüreği tertemiz insanlar oldu gerek mail yoluyla gerekse yorumlardan. Nasıl teşekkür etsem ne desem bilmiyorum. Tek bildiğim iyi ki bu blogu açmışım, iyi ki birbirimizin içini görmüşüz, birbirimize dokunmuşuz. İyi ki varsınız, iyi ki burası var.

Yine başı farklı sonu farklı yazı yazan Leah bildirdi,
Ramazanınız da mübarek olsun,
Hamileler de sokakta istediği gibi dolaşsın,


8.7.13

Mezuniyet balomuzu da yaptık, bitti, SON.

Tüm vasıfsızlığım ve işsizliğimle hepinizi selamlıyorum şekerparelerim. Siz yokken başımdan 2 mezuniyet töreni, 1 de mezuniyet balosu geçti. Böyle deyince sanki başımdan 3 evlilik geçmiş gibi oldu ama anladınız siz. Resmen boş zamanlarımda mezun oldum ben. Bir sürü tantana, bir sürü heyecan, bir sürü farklı duygu, bir sürü üzüntü. Her şey bir aradaydı. Ayaklarım sonsuz kez geri geri gitti. Öğrenci olmak inanılmaz güzeldi. Öğrenci kartımı geri verirken yaşadığım duygu sebebiyle güney çimlere yatıp debelenmek istedim. Zaten bir süre sonra akbilimin tam ücret basacak olması beni mahvediyordu, öğrenci kartımı verince kendimi çırılçıplak hissettim. Resmen halk olmuştum artık. Otobüslerde 1.95TL basacak, hiçbir öğrenci indiriminden faydalanamayacaktım. Buna yaşamak mı denirdi? Denmezdi tabi. Şu sıralar bitkisel hayatta gibiyim. Tam bir ev kızı oldum.

Mezuniyet törenlerini geçip direkt baloya dönmek istiyorum. Balomuzu Çırağan Sarayı'nda yaptık. 10 kişilik saplar masamızda gayet mutlu mesuttuk. Yemekten önceki kokteyl inanılmaz zevkliydi. Hepimiz birer Ivana hepimiz birer Hakan Akkaya olduk, gelen geçen kızlara 'bizımla diyılsın' falan yaptık. Pek çoğunuzun tahmin edeceği üzere damat annesi modunda gelen kızlarımız vardı. Yanlış makyaj kurbanı olan teyze görünümlü hanım kızlarımız vardı. Günlerce aradıkları elbise sonucunda baloda çılgınlar gibi pişti olan tontiriminnoşlarımız vardı. Penye elbise giymiş ve babetle gelmiş paçoz kızlardan bahsedip yazının şıklığını düşürmek istemiyorum. Ben su yeşilimsi uzun bir elbise giymiş, makyajımı kendim yapmıştım. Kendimden pek aşırı memnun olmasam da ortalamanın üzerindeydim. Kimseyle pişti olmadım. Geceyi başarıyla tüm zerafetimle atlattım.

Tabii ki çift çift gelen ve beni kalbimden yaralayan bir takım insanlar da yok değildi. Böyle tatlış tatlış takıldılar. Kimisi kendisini nişan töreninde zannetmek suretiyle erkek arkadaşının kravatını bile elbisenin renginde taktırmıştı. Olsundu. Sevgilisiyleydi. Erkek arkadaşım askerde olmasaydı yanımda olsaydı da kravatını elbisemle uyumlu taksaydı. Ona bile razıydım. Amma ve lakin askerde olması dolayısıyla o gece benimle birlikte olamadı. Neyse. Yanımda olsaydı hata kaza biz de yatcaz kakcaz yatcaz kakcaz hoop ordayım gibim hoppidik şarkılarda slow motion dans eden çiftlerden olabilirdik.

Ben oldum olası böyle discodur odur budur takılan kızlardan olamadım. Hani şık şık, ağır ağır kıyafetler giymiş, süslenmiş tiplerin de sarayın orta yerinde Murat Dalkılıç, Hande Yener vb. şahısların şarkılarıyla hoplayıp zıplamasını da pek anlamıyorum. Ağır abla mıyım neyim. Efendi efendi masamızda oturup sohbet muhabbet etmeyi yeğlerdim mesela. İyiydik öyle.

Neyse bir Boğaziçi öyküsü de bu baloyla sona erdi. İçimde kocaman bir boşluk. Ne olacağım endişesi. Bu arada KPSS'ye de girdim. Tarih coğrafya kısmı eşsiz kötü geçti pek çoklarınki gibi. Ondan pek bahsetmeyeyim. Gerçi yeni mezun oldum ama iş bulamamış olmam acayip mutsuzlandırıyor beni. Hani Boğaziçiliyim diye havada kapacaklardı lan, havamı alıyorum bildiğin. Gittiğim tüm iş görüşmelerinin süreçleri de sağ olsun bir ömür sürüyor. Beklemeye tahammül bırakmıyorlar artık. Yıldım ya. Böyle bir mutsuzluk, böyle bir umutsuzluk yok yani. Devlet mi olacak özel mi olacak ne sikim olacaksa olsun yaşamak istemiyorum bu süreci ben. İnsan mezun olduğuna sevinmez mi ya da mezun olunca bi hafiflemez mi ya. Hafifleyemedim, sevinemedim, daha da ağırlaştırdı beni bu mezuniyet.

Mezuniyetim ve işsizliğim vatana millete hayırlı olsun.
Bi de o tarih kokan sarayın içindeki yürüyen merdivenler nedir abi ya? Tarihi eserlerin amına koymakta ülke olarak yeminle üstümüze yok.
Hepinizi halktan biri olarak öptüm, sardım, sevdim.

14.6.13

İşsiz bir mezunun mutsuz hayatı

Ülkece zor günlerden geçtiğimiz şu süreçte ben de kendi içimde zor günler geçiriyorum. Geleceğe dair mutsuzluğum ve umutsuzluğum hat safhada. Zaten şu sıralar yanı başındaki insanlar tomaların altında kalırken, biber gazlarını yerken, yerlerde sürünürken ve kan revan içindeyken insan kendinde mutluluk hakkını görmüyor. Yapılan paylaşımlar, direnişe dair yazılar hemen gözlerin yanındaki iki musluğu açıyor, insan iç çeke çeke ağlıyor.

Ben şu sıralar mezun olur gibiyim. Gezi olayları olurken finallerim vardı, bilgisayarın başından bir an bile ayrılamadım, aklım hep oradaydı. Öyle veya böyle girdim sınavlarıma, verdim ödevlerimi projelerimi. Şu an açıklanmayan tek bir notum kaldı, onun dışında her şey yolunda gibi. Ama ben hala kendimi mezun hissetmiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. Akbilimi hiç tam basasım yok. Öğrencilik iyiydi, bomba gibiydi.

Bunun dışında sürekli iş görüşmelerine gidiyorum. İstanbul'un dört bir köşesini gezdim. Tee ebesinin nikahına şirket kuran ve mesaiye 7:15'te başlayan şirket var. Sabah 5'te uyanmam gerekecek kendisine başlamam için. Yine bununla kalsa iyi, görüşmelerde açık açık mesaiye kalmamı beklediklerini söylüyorlar utanmadan. 19:30'da çıkacakmışım yani işten. Eve de işte uyumaya falan gelicem yani. Hal böyle olunca ben de artık bildiğin görüşmeye değil pazarlığa gidiyorum gibi hissediyorum çünkü zaten sonunda resmen pazarlık gibi oluyor. İnsanlar bu özel sektördeki çalışma ortamını çok çirkinleştirmişler. Yıl 2013 sözde kurumsal olup özünde kölelik sistemiyle çalışan şirket var amına koyim.

Çok değişik mülakatlara giriyorum. Kimisinde söze İngilizce başlıyor, kimisinde Türkçe. Arada dil değiştiriyoruz öbüründen devam ediyoruz falan. Özellikle hobilere çok önem veriyorlar şu son gittiklerimde. CV'me de hobilerden birine 'blog yazmak' yazmışım. Ulan hepsi blogumu merak ediyor. Söyle de söyle diye böyle tatlı tatlı merak ediyorlar, ne yazıyorum konusunu söylettiriyorlar bu olay falan çok hoşlarına gidiyor. İKcılar eşsiz meraklı olur zaten. Ama söylemiyorum tabi blogumun adını, merak etmeyin sırrımız güvende.

Ücret beklentim için 2000 net dediğimde suratlarını buruşturuyorlar. Hani söyledikleri şartlar için az bile. Umutsuzlukla gidiyorum her bir görüşmeye. Hiçbiri elbette dört dörtlük değil ama kötünün iyisini de bulmak lazım diye düşünüyorum. Bu arada görüşmelerde bildiğiniz gibi değilim, acayip cabbar, acayip kendine güvenli, acayip hazır cevap bi hatunum. Pek hoşlarına gidiyor. Ama ben hiç içime sinen bir yere gidemedim henüz.

Aklım hala devlette. Ulan liya bırak okulunun ismini it gibi çalıştığın günleri, atan devlete 9-3 çalış 2500 liranı al geç ömrünün sonuna kadar rahatına bak diyorum. Bazı günler devletçi oluyorum bazı günler özel sektörcü. Zaten bu gidişe özel sektörcü olursam bu şartlarda sömürülmelere doyamıcam, tadımdan yenmicem yani. 

Şu süreçte acayip bok gibiyim tabi ben. Yüzümün güldüğü ettiği yok. Önümde büyük bi kararsızlık var. Hayatıma ne yaparak devam edeceğim hiç bilmiyorum. Bir boğa burcu olarak kuduruyorum bu belirsizlik dolayısıyla. Erkek arkadaşım hala askerde. Bu tüm boktan süreci kendimle başbaşa atlatıyorum. Çevremde/çevremizde hiç güzel, hiç olumlu şeyler de olmuyor hayata dair hiçbir umut besleyemiyorum.

Bu yazıyı da sırf blogu boşlamamış olmak için yazıyorum. Malum geçen sefer 1 ay yazmamıştım. Bu sefer 3. haftada yazıyorum. Hani çok isterdim komikli komikli yazmak sizleri gülümsetmek ama olmuyor işte ballı lokmalar. Bu olaylar olurken mutlu olmak da haksızlık gibi zaten. Benden haberler böyle. Sizlerde güzel şeyler oluyorsa az paylaşın da mutluluğunuza ortak olalım un kurabiyelerim. Sizleri seviyorum, allah hepimizin gönlüne göre versin inşallah.

27.5.13

Anne ben mezun oluyorum galiba.


             Tembelliğiyle kendinden geçmiş deli divane olmuş bloggerınız Leah size final haftasında koştu geldi canlarım. Ne kadar da beklendik değil mi? Sen 1 ay boyunca yazma sonra kalk gel final haftanda otur blogunun başına. Bak şu Allah'ın işine yani. Neyse gelmişken blogun hakkını vermeden gitmek istemiyorum. Bu yazımda üniversitenin bana kattığı, katmadığı, aldığı, götürdüğü bir takım şeylerden bahsedeceğim. Ne de olsa mezun oluyorum. Mezun oluyorum lan harbi harbi.
             
             Hazırlıkta Kilyos'ta kalmamın da verdiği bir zorunlulukla onlarca hatta yüzlerce insan tanıdım yurtta. Çoğuyla şu an selam bile vermesek de birbirimize Facebook listemde var yani kendileri. Niyeyse bu hazırlıkta tanışılan kitle hep bir kaybetmeye yatkın bir kitle oluyor ya. Neyse. Hazırlıkta iskambil kağıtlarıyla oynanabilecek her türlü oyunu oynadım. Sabahlara kadar batak oynayıp derslere gitmediğim oldu. Bu arada Kilyos'ta ders gördüğüm için bikinimi giyip dersten sonra çıpır çıpır yüzdüğüm de oldu tabi olmadı değil.

             Hazırlıktan sonraki sene biraz depresif bir sene oldu. Yalnız yaşamaya başladım. Ama depresyonun yalnız yaşamamla ilgisi yoktu. Zaten blog yazmaya da bu sırada başladım. Ali Sami Yen'e kombinemi bu sırada aldım. Sevgilimle bu bok zamanımda tanıştım. Bu arada benimkinin gelmesine 110 gün var daha yea. Şaka maka hem olumlu hem de olumsuz bir seneydi bu 2009.

            Bölüme başladıktan sonra dünyanın en dangalak ödevlerini yaptım, aldığım çıktılarla Türkiye'yi çöl ettim, aldığım kitaplara resmen bir dünya para verdim. Hala durur durur düşünürüm acaba iki fotokopi makinası alıp bir üniversitenin köşesine konuşlanıp fotokopici mi olsam diye. Çok para var kanka bu işte ya. Sonracığıma herkes 'Sizin okul çok güzel hea çimler felan, manzara oh mis' derken ağızlarını yüzlerini kırmamak için kendimi zor tuttum çünkü biz Boğaziçililerin çoğu derslerini kuzey kampüste görür ve o çayır çimenin olduğu güney kampüse yoğunluğundan dolayı hiç uğrayamaz. Anca otobüsle falan geçerken yandan görürdüm mesela ben boğazı.

           Bölüme başladıktan sonra gözlerini not bürüyen insanlarla karşılaştım, karşılaşmadım değil. Senin aldığın nota imrenen, aldığın not yüzünden sana bakışı değişen garip bir kitleyle ders gördüm. Tabii ki herkes böyle değildi canikolar. Çok tatlı, minnoş arkadaşlarım da oldu. Benim doğum günlerimi çok bastılar bağırlarına. Böyle sürprizler, pastalar, kurabiyeler falan Kilyos'ta olsun, bölümde olsun böyle çok eğlenceli, komikli şeyler.

            Dersleri, ödevleri geçtim bir grup projeleri yaptım ki üniversite hayatım boyunca sormayın gitsin ya. Ve eğer hala hapiste değilsem ve katil olmadıysam bana şaşın un kurabiyelerim. Ben bu grup projeleri kadar insanı dinden imandan çıkaran bir oluşum hayatımda daha görmedim. Ulan sen çalışırsın o çalışmaz, yaparım der yapmaz, gelirim der gelmez, hay ecdadınızı sikim siz gelmeyin ben yapıcam ödevi dersin ama yarrağı yersin çünkü godaman bir ödevle baş edemezsin falan. Allahım çok ciddi bir sınavdı bu grup projeleri. Bittiğine eşsiz seviniyorum.

            Bir diğer sıkıntılı hadise de sunumlardı kanka. Sunum yapmaktan dinim imanım gevremişti. Artık yaratıcılıkta sınır tanımamaya başlamıştık son zamanlarda. Son bir sunumum kaldı mesela, onu amuda kalkarak sunmayı planlıyorum. Çok eşsiz yeteneklerimiz gelişti okulumun sayesinde.

         Okulun balından, kaymağından faydalanmadım mı ondan da faydalandım dostlarım. Konserlerine gittim, çimlerinde yuvarlandım, en güzel fakültelerinde derse girdim, Aşiyan ki en sevdiğimdir kaçıp kaçıp en şahane şarkılarımı alıp alıp oralarda dinledim. Kedilerle yaşamayı öğrendim ki okulda kendilerine özel fon ayrılmıştır mamaları için falan. Yalnız şu kütüphane olayını çok tadında yaşayamadım gibi geliyor. Ben sese falan epey duyarlı bir vatandaş olduğumdan o sesli çalışma ortamlarında falan grup projesi epey zorladı yani. Kendim için de çok fazla gidip ineklediğimi söyleyemem ama o kütüphaneden çok şahane faydalanabilirdim, içimde uhtedir. Şimdi sonlara gelince kafama dank etmeye başlıyor.

       Üniversite hayatımın iki senesi boyunca da it gibi çalıştığımı söylemeden edemeyeceğim. Home office'inden tut, stajına kadar her türlü sömürdü kapitalist sistem beni. Corporate bi karı oldum, sonra sikerim bu işi böyle hayat mı geçer ben devlette çalışayım en iyisi dedim (az önce dedim bunu çok önceden değil) ve orda kaldım. Henüz bir icraatım yok. Zaten iş ilanlarına başvuruyorum arayan yok, çağıran yok ki CV'm oldukça kabarık bir CV yeni mezuna göre. Neyse ya, içlenmeye başladım, depresyona girmeye başladım bu konulardan bahsedince. Yalnız öğrenciliğin şahane bir şey olduğunu çalışmaya başlayınca öğrendim. Şu an içim kan ağlıyor, ayaklarım geri geri gidiyor, günahım kadar mezun olasım yok. Ama olmam ve para kazanmam lazım. ÇEYİZİMDE HİÇBİ ŞEY YOK. Ama evlenmiyoruz da daha. Öyle hormonlarımın horon teptiği dakikalardayız.

       Bu arada karanlık gecelerimin yıldızı olan bloguma da şükran borcumu asla ödeyemem. Üniversite hayatım boyunca kaçıp kaçıp geldiğim baba evi gibi oldu, burada bana destek olanlar apartman komşum Ayşe Teyze gibi candan, içten oldu. Şahane şahane bloglar vay anasını dedirtti derdimizden kederimizden kurtardı. Bi de söylemeden edemiyciğim, 6 aylık bloggerlar 1 hafta yazmayınca hemen mail atılıyormuş 'niye yazmıyorsun cınım ya' diye, ben bloggerın dinazoru oldum ve 1 aydır yazmıyorum bana bir allahın kulu mail atmadı la. Zalımlar, hayınlar. Ölsem kalsam eski yazılarımı okucanız durcanız yani hiç umursamıyonuz geleceğimi. Zaten benimki dönsün, blogu çeyiz bloguna dönüştürmeyi düşünüyorum. Bu konuda çok ciddi bir açık görüyorum bloggerda. Moda bloggerı, makyaj bloggerı, anne bloggerı, yemek bloggerı, kişisel blogger var çeyiz blogu yok. OLMALI ÇOCUKLAR. Yapın bunu. Sistemin açıklarından faydalanın yani.

Bi şey dicem. Çok yazdım galiba. O yüzden şimdi bu yazıyı bitiriyorum tamam mı? Öptüm sizi. Ben proje yazmaya döniyim, aşırı eğlenceli falan çünkü. Hı hım, evet.

Bu da pinterest hesabım. Çokzel hatunlar, elbiseler paylaşıyorum burda. Leah Pinterest

2.4.13

En kahraman kahraman: Liseli

Sevgili kınalı karlar, hepinizi patates suratımla selamlıyorum. Bugün annemin salonunu süsleyecek mezuniyet fotograflarımı çektirdim. Pek çok fotografta paşa torunu, padişah torunu gibi çıktım ama olsun ensem kalın neticede. Ya zaten konumuz ensemin kalınlığı, benim godamanlığım değil çocuklar, ben size bazı süper kahramanlardan bahsedicem şimdi. 6 yıllık üniversite hayatım boyunca onlardan o kadar çok gördüm ki o kadar olur.

Sınır tanımıyorlar
Eminim birçoğunuz onlarla her gün burun buruna geliyorsunuz. Kimlerden mi bahsediyorum? Liselilerden. Evet yanlış duymadınız liselilerden. Lütfen yanlış anlaşılmasın, onları çok seviyorum ve en kahraman kahraman görüyorum. Onlar benim için adeta birer Hugo. Okuldan eve, evden okula giderken onları görmeden duramıyorum. İlla bindiğim bir İETT otobüsünde bir öbek liseli oluyor. Bu liseliler çok iyi adapte oluyorlar ortama. Her ortam onlar için bir sınıf. Mesela otobüse bindiler diyelim birisi en öne otursun öbürü en arkada dursun asla konuşmamazlık etmezler. Sınır tanımıyorlar arkadaşlar. Hiçbirimiz onlara engel olamayız.

Yer çekimine meydan okuyorlar
Yine aynı otobüsteyiz çocuklar. Bu otobüs 59R olsun hatta. Şişli-Rumelihisarüstü hattı. Gerçeklere dayandıralım yazımızı. Bir kız grubu binsin otobüse. Bu kızların çoğu bir direğe tutunayım, tutunacak bir dal bulayım demezler. En keskin virajlarda bile hiçbir yere tutunmadan yolculuk ederler. Ne zaman şoför amca bir ani fren yapsa 'aiyyyihihihi' gibi bir ses çıkarıp grupça masum insanların üzerine devrilirler. Bu devrilme onlar için hiç anlam ifade etmez. 'Aiiyh pardon' diyerek masum insanlardan yapmacık bir özür dilerler. Ama bu durum onların yerçekimine meydan okudukları gerçeğini asla değiştirmez.

Ten temasına özen gösterirler
Güzergahımdaki pek çok lisenin okul çıkışını biliyorum ve otobüse bu saatlere denk getirmeden binmeye çalışıyorum. Her ne kadar bu kasışa özen göstersem de bazen elden bir şey gelmiyor çocuklar. Tıklım tıkış otobüste hiç umursamadan çarpıyorlar, sağdaki soldaki insanlara dokunuyorlar, birbirlerine zaten sürekli dokunuyor haldeler Süper kahraman oldukları için halktan insanlara kucak açmışlar sizin anlayacağınız. Halka inmişler. Onlara nasıl teşekkür etsek ne söylesek az.

Kulakları çok iyi duyar
Hepimizin bildiği ve sahip olduğu gibi bir kulaklık modası almış başını gidiyor. Zaten İstanbul trafiğinde uğraşacak bir meşgalen, dinleyecek bir musikin yoksa öldün bittin. En kahraman kahramanlarımız da zaten yer yüzündeki tüm modaları takip ettiklerinden dolayı kuru kafalı bandanalarının üzerinden olsun, altından olsun kulaklıklarını geçirip de gelmişlerdir otobüse. Hem müzik dinleyebilir hem de grupça sohbet edebilirler. Hatta bazıları vardır ki kulaklığını başka bir super kahramanla paylaşır ve yollarına bu şekilde devam ederler. Görüyorsunuz bu super kahramanlar çok yardımsever.

Gelecek onların elinde
Ama hepimiz biliyoruz ki bu çirkin ördek yavrusu ve düşüncesiz halleri er ya da geç gidecek. (Umut fakirin ekmeği mode on) Özellikle üniversiteye gittiklerinde öğrendikleri ilk 10 kelimeden biri 'farkındalık' olacak. Sağı solu rahatsız etmeyecekler. İnsanların kişisel alanlarına (personal space diyolla bu hadiseye) taciz, tecavüz etmek yerine bu alanlara saygı göstermeyi öğrenecekler. Vatana ve millete hayırlı birer evlat haline gelecekler. (Tatlışlar ya. Çok seviyorum sizi ben her şeye(!) rağmen.)

Not: Justin Bieber'ı mı sevcez yoksa One Direction'ı mı? İkisini de sevsek olabilir mi? Zamanın gerisinde kaldım. Süperkahramanlar yardım lütfen!



23.3.13

Okumalık blog yazdım.

Kurabiye yanaklı tontiri minnoş Liya'dan hepinize selamlar. Artık kabıma sığmıyorum çocuklar. Yeteneksizsiniz'deki Baha Bayırlı gibi dobiş, tombiş oldum. Torunlarım olsa kucağıma alır tam bir örnek anneanne/babanne olurum. Hatta erkek olsam tam bir Noel Baba olurum. Mezuniyet kapıda. Fotograf çekimidir, elbise seçimidir, odur budur derken zaman hızla geçecek. Ben fotograflarda yine devasa çıkacağım. O fotografla annemin salonunu süsleyeceğim, gelen misafirleri kepimle selamlayacağım. O fotograf çok önemli çocuklar. Toplum karşısına çıkıyoruz o kepli fotografla biz. Un kurabiyesini hüpleten gerdanı geniş hanım teyzeler süzüm süzüm süzecek, çayını yudumlarken 'ee sizin kız ne yaptı' diye sorup çekiştirecek bizi. Vizyonumuzu, misyonumuzu geniş tutmamız gerek.

E bi de sevgili askere gidecek. Onun psikolojik hazırlıklarını yapıyoruz. Beni uzun döneme hazırlamaya çalışıyor benimki. Nisanda az asker alınıyormuş, bu da mühendis olduğundan uzun dönem çıkma ihtimalini aşırı yüksek görüyor falan. Böyle boktan boktan şeyler. Ankara'nın batısında olduğu sürece uzun dönem çok koymaz diye düşünüyorum ama şans işte bu işler. Hiç belli olmaz. Her türlü en az 5 ay en fazla 1 sene götüm götüm bekleyeceğim. Geldiği zaman da benim olacak fıstık, binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı. Hahahahah.

Bu aralar iyice sapıttım. Türkçe'ye yeni söz öbekleri kazandırmaya başladım. -Melik, -malık ekini ota boka ekleyerek tamlamalar yaratıyorum. Bkz: İzlemelik dizi, okumalık kitap, yemelik yemek, giymelik elbise, içmelik kola, mıncırmalık bebek. Sonsuza kadar türetiyorum böyle. Lafın arasında da söylüyorum, böeeyle bakıyolar haklı olarak. Olsun ama ya hem şişman hem sempatik oldum artık. Tarzım bu.

Geçen gün evdeki makyaj malzemelerinin, kozmetik malzemelerinin %90'ını çöpe attım. Resmen istiflemişim, elim gitmemiş dokunmamışım ya da onlar mitozla çoğalmışlar, yükselen bi grafik izlemişler. İnanamadım koca çöp poşeti doldu. Üzerinde son kullanma tarihi olmayan her şeyi fırlattım attım. Hiç acımadım. Amına kodumun götleri ürünlerin üzerine üretim tarihini geçtim son kullanma tarihi denen dünyanın en önemli şeylerinden birini yazmıyor ya. Böyle bir şey olabilir mi? Nerden bilcez ürün bozulmuş mu bozulmamış mı, taze mi bayat mı. Allahın cezaları ya. Faturaları mı biriktirelim, ürünlerin kutularını mı saklayalım, her aldığımız ürünü bir kenara not mu edelim. Beni çileden çıkarmayın ülen. Neyse şimdi azıcık eşyam var. Çok mutlu, çok huzurlu.

Sonra hunharca Candy Crush oynamaya devam ediyorum. Iphone'um olsa feriştahına kadar ilerlerdim ama işte yokluktan sağdan soldan can bekliyoruz. Yolda görsem utanmadan söylerim can yolla lan bana diye. Zaten bi kemik kadrom var sürekli paslaşıyoruz. Resmen birbirimizin destek ekibiyiz. Allahım işsizlik bana neler yaptırıyo böyle ya. Çıldırcam az kaldı. Gerçi çıldıran arkadaşlarım var bak. Kızın telefonu şu an 22 Haziran 2013'te. Düşün bak can gelsin diye telefonunun saatini, tarihini ne kadar ileri almış. Delirmiş ayol, çıldırmış.

Başka ne anlatsam bilemedim bak. Çenem fazla düşük değil şu an. İzlemelik dizi bulayım da izleyeyim. Siz de okumalık yazımı okumuşunuz çok tatlısınız canlarım benim, candy crushta level atlarsınız inşallah tez zamanda.

Bodrum'a selam, Bodrum'a selam!




8.3.13

Biraz benden bahsedelim

Havanın ısınsam mı soğusam mı, yağsam mı yağmasam mı bilemediği günden hepinize selamlar kadın kızlarım. Bugün Dünya Kadınlar Günü. Emekçi kadınların günü. Koca parası yemeyi'emek' olarak gören kadınlar hariç tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Aslında kutlanması gereken bir gün değil bugün. Ciddi anlamda efor sarf edilmesi lazım bazı farkındalıkların kazandırılabilmesi için. Umarım sadece kadın olduğu için, güçsüz olduğu için ona dayak atan tüm insan müsvettelerinin başına binbir türlü bela gelir. Normalde beddua etmesini de zerre sevmem ama hak eden tüm insanlara bunlar müstehak.

Bugünün adına pek çok şirket kadın çalışanlarını şımarttı az da olsa. Kimisine home office çalış dedi, kimisine kocaman bir gülümseme yaratan paketler verdi kimisine de başka türlü şeyler. Ama bugünün hatrına pek çok mağazadaki indirimi de unutmamak lazım. Açıkçası epey de talan etmişliğim var hani. Sefam olsun ayol. Bir alana bir bedava mı dersin, %50 indirim mi dersin alayının hakkından geldim ha.

Benim hayatımda zerre aksiyon yok epeydir de bloga yazmadığımdan bildiğiniz üzere. Sevdicek askere gidecek, onun stresi ilişkimize yeni bir boyut kazandırdı. Önceden mütemadiyen tartışırdık şimdi gün aşırı tartışıyoruz.

Sonracığıma göbeğim ve yüzüm davul gibi şişmeye devam ediyor. Spor salonuna olan üyeliğim tamamen bir yalandan ibaret gibi. Ne zaman aklıma spor gelse 'gitsem gidemem kalsam kalamam sevsem sevemem şaştım bu işe' diye mırıldanıyorum.

Saçlarım tam orta boy oldu bir boka benzemiyor ayıptır söylemesi. (Resimdeki saçın tam olarak 3-5 parmak kısası. Dalgalarım na böyle) Salsam Barış Manço gibi oluyorum toplasam 55 yaşında güne giden teyzeler gibi hissediyorum. Her an saçlarımı CHP kadın kollarındaki teyzeler gibi kestirebilirim. O boy iyi. Zaten hava kirliliği sebebiyle kendimi eve kapatasım geliyor. Duşa giriyorsun misler gibi oluyor saçların sonra akşam dışarı bir çıkıyorsun kafan bildiğin is kokuyor, pis kokuyor. Resmen ağlayasım geliyor o pis koku burnuma geldiğinde.

Şu sıralar obsesif oldum çocuklar. Özellikle İETT otobüsüne bindiğimde kendimi inanılmaz pislenmiş hissediyorum. Birtakım insanlarla dibiş dibiş gitmemizi geçtim, o tutunacak yerlere dikkatle bakınca resmen kapkara kirleri görüyorum ya 'allaaaam sana geliyorum' diyorum.

Beynimin kesinlikle bir playlist olduğuna inanıyorum. Candy Crush oynarken müzik dinlemiyorum ama beynimde sürekli şarkılar çalıyor. Yıldız Tilbe'sinden Yasemin Mori'sine kadar. Bu arada Candy Crush'a çılgınlar gibi sardım. İşsizlikten deli divane olduğumdan mütevellit baya vakit geçiriyorum sayesinde. Yalnız bi sorun var, gözlerimi kapattığım zaman bile şekerleri patlatıyorum. Delicesine oynuyorum çocuklar. Bildiğiniz hırs yaptım. Normalde hırslı bir insan değildim ama bu Candy Crush saga benim kişiliğimi bile değiştirdi. Şu an eşsiz bir hırsım var. Gerile gerile kasıla kasıla oynuyorum.

Ara sıra derslerde sıkıldığımda sağa sola çomak gösteriyorum kızları kikirdetiyorum. Bi çomağa böylesine kikirdiyolar inanamıyorum. Nasıl da dangalakça bir şey halbuki. Ara sıra da hocalara ukalalık yapıyorum.  'Niye bekliyoruz böyle sessizce' falan diyorum. Hocalar da 'Sessizliği anlamlandırmamız gerekiyor' falan diye başlıyorlar. İçimde fırtınalar kopuyor tabi o sırada. Ne anlamlandırcam sessizliği be, anaaa.

Bak mesela şu hayatta en özendiğim insanlar sıralaması yapmak istersem birincisi dünyayı delicesine ülke ülke dolaşanlar olur, ikincisi de tüm siyasi olayları bilip tarihi çılgınlarcasına tartışanlar olur. Nasıl özeniyorum nasıl kıskanıyorum anlatamam. Bi olaylar anlatıyor hoca, ben bi aydınlanıyorum bi ışıldıyorum anlatamam size. Işığı görüyorum ya bildiğin. Çok güzel bir şey ama harbiden ha. Ama gözlemlerime göre erkekler tarihe kadınlardan daha çok ilgi duyuyor. Ben de her şeyi bilsem çok iyi olur.

Uzun süredir yazmayan Liya bildirdi.

22.2.13

İyi insanlarla tanışalım ve çalışalım bence.

Çok sevgili, çok çalışkan, munis, tatlı, arı mayalarım, sizleri 4 günlük haftasonu tatilimin ilk gününden selamlıyorum. Son günlerde size sıcağı sıcağına dumanı tüten haberler iletip haberler veremiyordum. Baktım feleğin çemberinden geçerken sağ kroşe, sol kroşe çakıyorlar ağzıma yüzüme hemen geleyim anlatayım istedim.lk olarak söylemek istediğim bir şey var. Allah iyi insanlarla karşılaşmak nasip etsin hepimize.

Bahsetmek istediğim konuya dönüyorum. Size anlatmış mıydım bilmiyorum ben son 4 aydır bir şirkette insan kaynakları stajyeri olarak sömürülüyordum. Pardon çalışıyordum. Bu çalıştığım yerin hiçbir ilanına başvurmamıştım. Bir network sitesi aracılığıyla mesaj atmıştı yönetici 'Böyle böyle bir fırsat var değerlendirmek ister misiniz' gibilerinden.. Ben de o aralar hiçbir yere başvurmuyordum, kısmet ayağıma geldi herhalde değerlendireyim dedim. Gittim 2-3 kez görüştük sonunda olumlu oldu çalışmaya başladım falan. Geçen dönem hem bu şirkette 3 gün çalışıyordum hem 1,5 gün okula gidip derslerimi takip ediyordum hem de yarım gün zorunlu stajım vardı onu yapmaya kasıyordum. Harap ve bitap bir dönemdi anlayacağınız.

Az gittim düz gittim dere tepe düz gittim tabi o sırada. Çalıştıkça çalıştım, sömürüldükçe sömürüldüm, yapmamam gereken işleri yaptıkça yaptım üç kuruşa talim ettim falan derken işin rengi apaçık değişmeye başladı. Açtıkları ilana gelen 2000 başvurudan kimseyi seçmemelerinin, referanslı adaylardan bile kimseyi beğenmemelerinin bir anlamı vardı anlayacağınız. Hem deneyim sahibi olacak hem sömürülecek, sömürüldükçe gık demeyecek bir adam arıyorlarmış. Beni bulmuşlar. Nerden bilirdim kankalar böyle olacağını. Baktım bunlar benim gelişmemi istemiyorlar, baktım toplantılara, görüşmelere beni almıyorlar hemen atalarımızı düşündüm. Ne demişlerdi acaba böyle bir durum için? Evet bildiniz; ağlamayan çocuğa meme vermezler. Hemen uygulamaya koyuldum. 'Ben bunu bunu bunu yapmak istiyorum.' dedim. Kocaman bir 'Hayır' dediler.

Baktım emek verdiğim şeylerin sonucuna beni dahil etmiyorlar dedim 'ders programım ikinci dönem için çalışmama elverişli değil abbas yolcu.' Demez olaydım. Yöneticim olacak kadın sen bir engelle beni, bir art niyetli davranışlar sergile, bir gıdım bir şey öğretme bir ayıp ayıp şeyler yap bana. Af edersiniz çocuklar tüm okul arkadaşlarım ossura ossura uyur ve 1 ay boyunca tatil yaparken sabah 6 buçukta deli sikmiş gibi kalkıp 7:45'te mesai başı yaptım. Part timedan full time'a geçtim hatta o sıra. Final haftalarımda bile çalıştım. 1 hafta memleketime gitmek için izin istediğimde yöneticim ne dedi biliyor musunuz? Bilgisayarını eve götür evden de çalış. 

Ben zaten koydum kafaya 'bu böyle gitmez liya kadın' dedim kendi kendime. Ayrıldığım gün ofiste tek bir ikcı yoktu gün boyu sürecek bir toplantı sebebiyle. Biz paçoz stajyerler ofiste kalmıştık 4 kişi. Bana demediler ki 'Liya bugün senin son günün, biz de yokuz seni yeterince sömürdük bugün çıkışını yapabiliriz. sen yarın gelme.' O gün gittim paşa paşa işlerini yaptım. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Saat 12:30-13:30 arasında olan öğle arasında yemeğe çıkmıştık paçoz stajyerlerden biriyle. Bana yöneticim olan kadın mail atıyor saat 13:00'da. Attığı mail sadece şu: 'Ofiste misin?' Allahtan 13:05'te ofise gelmiştim de 'Şu an ofisteyim bir şey mi oldu acaba?' yazdım. Bana 13:35'te gelen mail neydi biliyor musunuz? 'Seni kontrol etmek istedim bir şey yok.' Ah dedim canım benim ya allah sana iyi niyet serpiştirsin yukardan. Madem merak ettin arayaydın ya telefondan? Neyin mailini kasıp son günümde beni ayar ediyorsun? Ay bir de hayır demesini bilmeyen, cazgır bir karı olmasam neyse. Yumuşak mizacıma veririm, içime kapanırım falan ama yok. Gayet de tüm stajım boyunca üslubumu bilerek hayır demesini de bildim, her işlerini de dakikası dakikasına gördüm, yanlış yapmışsın dedirtmedim kimseye.

Ama yüce rabbim iyi insanlarla, iyi niyetli insanlarla karşılaştırsın bizleri. Ben şu son 2 yılda özel sektörde pek iyi niyetlisine rastlamadım açık açık. Ha bu kız stajyermiş, biz ona iş öğretelim deneyimlerimizden faydalansın haspam diyen bir allahın kulu yok. Zaten stajyeri bile deneyimli arıyorlar artık, sanki 2 sene sonra CEO falan olacağız. Bir de yöneticiler falan neyin endişesini yaşıyorlarsa amına koyim. Ulan 2 bir şey öğretsen de deneyimlerinden faydalansak fena mı hıyar ağası. Sanki seni tahtından mı indirecez, incilerini mi dökcez. Heç. Sana verilen ünvanın amına koyim lan ben. Püü paçoz. Ünvanın var ama günahım kadar insanlığın yok be.


Ceketini alıp çıkan Liya bildirdi,

27.1.13

Özel sektör vs devlet

Pek sevgili bahar çiçeklerim. Şu gudubet Ocak ayı bir türlü geçemedi farkındasınız değil mi? Sanki 2013'e gireli 1 yıl olmuş gibi geliyor bana. Hala daha bitmedi gitti cavurun Ocak ayı. Benim için ne de boktan geçti belli de değil zaten.
Size geçen yazımda P&G'den bahsetmiştim. Birkaç gün önce gelen bir maille götümün üzerine huşu içinde oturdum. Neymiş efendim bu dünyanın sonu değilmiş, onlar beni beğenmediyse başka şirketler varmış hayatımı onlarla çalışarak da sürdürebilirmişim, onlar için pek çok saat harcamışım bunu çok takdir ediyorlarmış ve bu yüzden de iyi niyetlerini sunuyorlarmış falan da filan da. Size mi düştü lan başka şirketlerle çalışma durumum, size ne amına koyim çok üzüldüyseniz gidin Unilever'e yerleştiriverin beni madem bu kadar sorun ettiniz.Tey allam yea. Benim gibi adama böyle bir mail atıyorlar. Üstelik İngilizce, üstelik tepesinde adım bile yazmıyor. Bildiğin copy-paste red maili. Yazıklarım olsun P&G. Çocuğum olsun götüne Prima olsun Molfix olsun hiçbir kez geçirmicem, koca kafama Pantene olsun Blendax olsun hiç sürmücem, çamaşırlarımı Arielle asla yıkamıcam, muayyen günlerimde Orkid'in önünden bile geçmicem. Püüüüüü paçozlar. Benim gibi bir çalışanı ve müşteriyi kaybettiniz.

Neyse size hayatımla aldığım bir diğer karardan bahsedeyim çocuklar. Ben özel sektörün ta amına koyim. Vazgeçtim lan ben özel sektörden. Hayat bu kadar çalışmaya değmez lan. Sabah 6'da kalkıp akşam 7'de 8'de eve girmeye İstanbul gibi bir şehirde sonsuz karşıyım.Hayatını yaşayamamana karşıyım. Çoluğunla çocuğunla ilgilenmemene karşıyım, kendine vakit ayıramamana karşıyım, sadece tatil yapmak için çalışmana karşıyım, kendini tek bir alanda yetkinleştirip sürekli başkasının çıkarına çalışmana karşıyım. Baya karşıyım ben ya. Son 2 senedir it gibi çalışıyorum, hem okulu hem işi bir arada idare etmeye çalışıyorum çok da emek verdim ama sanırım kararımı verdim; Devlet.

Devletin de çok iyi bir bok olduğu söylenemez. Aşmam gereken bir KPSS var ve ben daha hangi testleri çözeceğimi dahi bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var ne yaparsam yapayım başarılı olacağıma inanıyorum. İnsan Kaynaklarında hayatım boyunca işe alım yapamayacağımı biliyorum, bunun beni pek de bir yerlere götürmeyeceğine, beni geliştirmeyeceğine inanıyorum. Özel sektörde kar yağdığında "yarım saat erken çıkalım yarebbim veleddalin amin" diye diye outlookta send and receive yapmak istemiyorum. Stajyer halimle bile eve iş götürmemi istediklerinde "Hayır götüremem" demek istemiyorum, şu an bile bunu demekten yoruldum ben. İlk 10 sene özelde it gibi çalışıp ancak elime ciddi paralar geçtiğinde o giden 10 senemin arkasından ağlamak istemiyorum. 

Bir de bazen düşünüyorum, şu anda çalıştığım şirkette departmanımızda 3 tane hamile kadın var. Nasıl üzülüyorum karınları burunlarında, sabahtan akşama sinir stres sahibi olarak çalışıyorlar.Çocukları doğacak, birkaç ay yanında olacaklar ve sonrasında çalışmaya dönmek zorundalar. Bebeği varsa kayın validesi, annesi yoksa bir bakıcı büyütecek. Annesi akşamdan akşama görecek, doyamayacak çocuğuna falan. Herhalde özelde çalışmaktan başka şansı yok ki bu kadının özelde çalışıyordur değil mi yani? Başka şansı olan hangi anne çalışmak ister bu şartlarda ve çocuğunu akşamdan akşama görmek ister? Adeta bir Pepe'yim, çok üzülüyorum minik kuşlarım.

Mezun olmama yarım dönemim kaldı. Okuldaki son dönemim olacak. Kendi alanıma dört elden sarılıp kendi bölümümle ilgili bir şeyler yapmak istiyorum sanırım. Tabii bu hayatta ne olacağı da belli değil ama kesinlikle hayatın bu kadar çalışmaya değmeyeceğini biliyorum. Bence kendine çalışmak daha önemli ballı lokmalar ya. Kurumsal bir şirkete girildiği takdirde sadece o şirketin belli bir fonksiyonundan sorumlu oluyor ve onda yetkinleşiyorsunuz. Ama kendine vakit ayırmak, insanlara faydalı olmak, sosyal sorumluluk gibi kavramlar da çok önemli.  Ciddi ciddi düşünüyorum da para gerçekten önemli. Önemsiz diyenin kafasına sıçayım. Ama hayatımı sürdürmeme yetsin yeter abi ya kocam daha çok kazansın. Bu arada milletin ocak ayında bile cayır cayır sözlenmesine, nişanlanmasına da dikkat çekmek isterim canparelerim. İnsan bi durur, bi dinlenir di mi ya. Neyse ne diyorduk devlet. İşte devlette çalışıp yükseğimi yapıp falan takılmak istiyorum ben ya. Evime, kendime özelde çalışırkenden daha çok vakit ayıracağımı biliyorum devlette. Ayda 2500 lera kimden kötü la. Adam olana çok bile.

İşte böyle bir kararım var gibi şu an. Değişir mi değişmez mi, hayat ne getirir ne götürür hiç bilemiyorum. Hakkımda, hakkımızda hayırlısı olsun tontiriminnoşlarım. Hepimize iyi farkındalıklar diliyorum.


19.1.13

P&G Live Event var, iş var dediler geldik.

Hepinize gaydırıgubbak Liya'dan selamlar. Yaklaşık 3 haftadır blogumda yeller esiyor, biri de demiyor ki aga bu nedir! Kendinizi soğukların serin kollarına mı bıraktınız yoksa indirimlerin sıcak mağazalarına mı saldınız bilemiyorum ama  benim son 3 haftam bildiğin finallerle ve stajla kanırta kanırta geçti. Hem çalışıp hem de final kasmak 10 çocuk anası olmakla eş değer hale geldi gözümde. Bu arada bir takım mülakatlara da girmedim değil. Nasıl olsa sonraki aşamalara geçemeyeceğimi düşündüğümden bu süreci açık seçik isimlerle anlatıcam size ballı lokmalar.

Şimdi Procter & Gamble diye bir FMCG devi firma var. İşte orkid olsun, ariel olsun ne bileyim duracel olsun, göt bezi prima olsun bunların malı mülkü anladınız mı. Her sene bunlar Live Event Business Seminar diye bir hadise başlatıp üniversite öğrencilerine staj, mezun olacaklara da iş imkanı sağlıyorlar. Ama öyle bir süreçleri var ki anandan emdiğin süt burnundan geliyor kanka.Stajyerlerine 2 bin lira veriyorlarmış ama 20 bin verseler iyi yani.

Bak şimdi önce sitemize gir üye ol bro dediler, oldum. Burdan kutuplara kadar uzayan bir başvuru sayfası var. Doldur allah doldur bitmiyor sayfaları. Hangi departmanı istiyorsun bik bik, CV'ni yükle bik bik, o soruyu cevapla bik bik, bunu cevapla bik bik. Bir de İngilizce dolduruyosun, destan yazmanı bekliyorlar mavi ekran veriyorsun. Doldurduk o veya bu şekilde.

Sonra verdiğim cevapları beğenmiş olacaklar ki Assessment Center diye bi test aşamasına aldılar beni online. Burda da dünyanın en salak saçma soruları var kendini dünya lideri gibi hissediyosun. Ben stajyer mi alacaklar yoksa CEO mu alacaklar anlamadım zaten. Yok bir ekip kurarken nelere dikkat edersiniz. Ulan hıyar, ben ekibe girmeye çalışıyorum zaten neyin ekibi kurcam amına koyim.

Bunu da beğenmiş olacaklar ki beni online olan Reasoning Test'e almadılar. Çünkü geçen sene de başvurmuştum aynı şekilde. Ordakini saymışlar buna. Sonrasında direkt hayatın acı gerçekleriyle dolu Reasoning Test'e girdim. Adamlar Boğaziçi Üniversitesi'nin New Hall binasını kapatmışlar kanka. Ders işlediğimiz amfide sınava girdik. Yok böyle bir olay. Maile yazmışlar zaten hesap makinanızı getirin diye. Ben burdan anladım, hardcore bir sınava giriyon kanka dedim kendime.Zaten o gün okulda bi 500 kişi sınava girmiştir eminim. İTÜ'den falan arkadaşımı gördüm yok böyle bir şey. Biraz sınavın acılığından da bahsedeyim. 40 soru var birader, ilk 9 tanesi mi ne ölümüne hesap makinası kullandığın matematik soruları, karlar zararlar, havuz problemimsi salak saçma şeyler, sonra hafif bir iniş yaptırıyorlar Türkçe anlam bilgisi sorularına dönüyoruz paragraftan hangisi çıkarılamaz tarzı zaman öldürücü sorular sayısını tam hatırlamıyorum o da 9 tane falandır, geri kalan tüm sorular o Ales'te gördüğümüz şu şekilden sonra hangi şekil geliyor diye beyin akıtan, gözleri şaşı eden sorular. Tamamen zamanı nasıl kullandığınla alakalı. Yani bi günde rahat rahat çözersin o soruları ama amaç 1 saatte kanırtmak seni. Anamız ağladı bro. Ama onu da geçtim alnımın akıyla.

Sonra geçen gün beni bire bir ön mülakata aldı bir kadın. Bu sefer canlı canlı, kanlı kanlı. Bu mülakatı da bizim okulda sınıfta oldum. Ders işlediğimiz yerde, öğretmen masasında mülakata girdim olacak iş mi amına koyim. Neyse. Bir kadın oturuyor karşımda, biraz kendini anlatmanı isticem ardından yetkinlik bazlı sorular sorucam dedi. Ben başladım "Adım Leah, soyadım Can " dedim, der demez İngilizce lütfen dedi. Taam amk dedim İngilizce anlattım kendimi. Staj deneyimlerime geldim onları da anlatıyorum işte iş tanımlarını falan. Bunlara çok girmeyelim ben yetkinlik bazlı sorulara daha fazla zaman ayırmak istiyorum dedi. Yetkinlik bazlı soruları size de yazıyorum çocuklar çok harika sorular yetkinliğinizi ölçersiniz:
1. Kompleks dataların içinden herhangi analitik bir sonuca varıp bunlara dayanarak herhangi bir öneride bulundun mu? Nasıl bulundun, sonucu ne oldu?
2. Hangi liderlik özelliğinle gurur duyuyorsun? Bu özelliğinle insanlara nasıl bir yardımda bulundun? Nasıl aksiyon aldın ve sonucunda ne çıktı?
3. İnsanların deneyimlerini dinleyerek ve onlardan yola çıkarak hiç içgörü edinip hayatında değiştirdiğin bir şey oldu mu, nasıl değiştirdin, sonucu ne oldu?

Gördüğünüz gibi sizin yetkinliğinizi arşa kadar ölçüyor bu 3 soru. Üniversite öğrencisi miyim, 15 yıllık yönetici Salih Bey miyim anlamadım bu soruları cevaplarken. Ulan götü boklu öğrenciyim daha nasıl tatmin edebilirim seni cevaplarımla lan.Yazıklarım günahlarım olsun yani. Bu ön elemeymiş bi de. %50 elencem, %50 verdiğim cevaplardan biri kadının yüreciğine dokunduysa elenmeyebilitem var. Elenmezsem de öbür aşamada elenirim kesin. Ben böyle mülakat, ben böyle aşama görmedim amına koyim. Super mario gibi hissediyorum kendimi, oyunun sonunda  prenses falan da görünmüyor.

Hakkımızda hayırlısı olsun çocuklar.
Acar muhabiriniz Liya bildirdi.